SUNUŞ
Gündemin AB’ye giriş süreci ile ilgili konularla dolu olduğu bir zamanda, Azerbaycan ile ilgili bu çalışma Türkiye’nin dış politika açılımlarında asimetrik ilişkilere dikkat çekiyor. Başta Azerbaycan olmak üzere bütün Türk Cumhuriyetleri ve İslam Ülkeleri ile çok iyi ve başarılı ilişkiler geliştirilmesi, Türkiye’nin AB’ye giriş sürecinde elini kuvvetlendirdiği gibi kendine güvenini artırır ve daha şahsiyetli bir dış politika uygulamasına imkan sağlar.
Türkiye-Azerbaycan ilişkilerinin gelişmesi, Türkiye’nin Türk Cumhuriyetleri ile olan ilişkilerine ivme kazandırması ve öncülük etmesi açısından büyük önem arz etmektedir. Ayrıca, Türkiye ve Azerbaycan aralarındaki ekonomik, kültürel ve siyasi ilişkilerin artırılmasını samimi bir şekilde istemektedirler. Bu isteğin yerine getirilebilmesi bir çok faktöre bağlıdır. Bu faktörlerin en önemlisi tarafların birbiri ile ilgili yeterli bilgiye sahip olmasıdır. Bilgilerin tespit edilip taraflara iletilmesi ancak kalıcı yayınlarla mümkündür. “Yeni Yüzyılda Azerbaycan’ın Sosyo-Ekonomik Yapısı” kitabı bu amaca hizmet etmek için yayımlanmıştır.
Aynı milletten olan bu iki devlet arasındaki ilişkilerin elbette tarihin derinliklerine uzanan kökleri vardır. Ancak devlet olarak ilk ilişkiler, 1918’de Azerbaycan’ın bağımsız bir devlet olması ile başlamış ve Azerbaycan ile Osmanlı Devleti arasında dostluk ve karşılıklı yardım hakkında bir protokol imzalanmıştır. Rus egemenliğinin sebep olduğu 70 yıllık bir aradan sonra 14 Ocak 1992’de imzalanan “Türkiye Cumhuriyeti ile Azerbaycan Cumhuriyeti Arasında Yeniden Diplomatik İlişkilerin Tesisi Hakkındaki Protokol” ilişkilerin kaldığı yerden devam ettiğini açık bir şekilde göstermiştir.
Türkiye-Pakistan dostluğu uluslararası ilişkilerde örnek bir dostluktur. Türkiye-Azerbaycan dostluğu ise daha da ileri bir dostluk örneğini teşkil etmektedir. Azerbaycan’ın bağımsızlığını ilk tanıyan ve diplomatik ilişki kuran Türkiye, baştan itibaren Azerbaycan’ı iktisadi, siyasi, hukuki ve manevi yönden destekleyerek uluslararası arenada da hep yanında olmuştur.
Azerbaycan bağımsızlığını ilan ettikten sonra her alanda önemli adımlar atmış ve sahip olduğu zengin kaynakları halkının refahını artıracak şekilde kullanmak için başarılı çalışmalar yapmıştır. Bu kapsamda, Devlet Petrol Fonu Azerbaycan halkı için önemli bir sosyal güvenlik şemsiyesi oluşturmuştur. Azerbaycan, BM Gelişme Programı kapsamında 2000 yılında hazırlanan Gelişme Raporunda 162 ülke arasında 110’uncu sırada iken, 2002 yılında 79’uncu sıraya yükselmiştir. 1992 yılında Fert Başına Milli Geliri 180 dolar iken, 2003 yılında bu rakam 846 dolara çıkmıştır. Enflasyon oranı 1992’de % 1672 iken, 2000 yılında %1.8’e düşmüştür.
Azerbaycan piyasa ekonomisinin yerleşmesi için özel teşebbüsün gelişmesine büyük bir önem vermektedir. Bu maksat için 2003-2005 döneminde devlet bütçesinden 250 milyar manat ayrılması anlamlıdır. Ülke kalkınmasında önemli yeri olan yabancı sermayeye yerli işletmeler için söz konusu tüm hak ve sorumluluklar tanınmıştır. Bu uygulama Azerbaycan ekonomisinin dünya ekonomisine entegrasyonunu hızlandıracaktır. 2004 yılı başı itibariyle Azerbaycan’da 2500 yabancı şirket faaliyet göstermektedir. Bu şirketlerin 800’den fazlası Türk sermayelidir.
Türkiye ile Azerbaycan 1992’den bu yana 200 kadar anlaşma ve protokol imzalamışlardır. Türkiye ile Azerbaycan arasında ticaret, tarım, sanayi, enerji, turizm, madencilik, eğitim, ulaşım, gümrük alanlarında ilişkiler kurulmuş ve bu ilişkiler hızla gelişmiştir.
Tüm bu gelişmelere rağmen, ülkede gelişmemiş fiziki ve sosyal altyapı, mevzuatta hala yenilenmeyen düzenlemeler, ekonomideki tekelci yapının devam etmesi vb. eksiklikler kalkınmayı engellemektedir.
Bu kitaptaki çalışmaların durum tespiti anlamında bir kaynak oluşturması, karar vericilere yol göstermesi, Azerbaycan ve Türkiye ilişkileri ile ekonomilerine ivme kazandırması dileğiyle; kitabın editörü olan Doç. Dr. Hasan SELÇUK’a, ona yardımcı olan TASAM uzmanı Elnur OSMANOV’a ve yazılarıyla kitaba katkı sağlayan bilim adamlarına teşekkür ederim.